Kısa bir süreliğine dışarı
çıkacaksınız ama çocuğunuz sizden ayrılmak istemiyor ve ağlıyor.
Evinize gelen misafirler gidecekler,
çocuğunuz gitmesinler diye ağlıyor.
Kardeşi / arkadaşı oyuncağını
almaya kalktığında vermek istemiyor ve ağlıyor.
İstediği her şey anında olsun
diye bekliyor, olmadığında ağlıyor.
Eminim çocuğu olan tüm aileler bu
zor dönemden geçmiştir. Hatta, büyüdüğümüzde çocukken ne kadar kolay ve her
şeye ne kadar çok ağlayabildiğimizi düşünüp şaşırdığımız da olmuştur. Çocukken
her şey ÇOK’tur zaten. Çok gülersin, çok ağlarsın, çok seversin...
Aslında bütün bunların sebebi çok
basittir; BEYİN ve tecrübe.
Öncelikle; beyin aslında bizim
sandığımız kadar zeki bir organ değil. Kendi ürettiği hormonlara ve
kimyasallara bağımlı yaşayan bir organ beyin. Korkuları, yoksunluk krizleri,
kendini koruma gibi sebeplerle çoğu zaman bizi yanlış yönlendiren ve bu yanlış
yönlendirmelerine de harika sebepler üreterek bizi kandıran bir organ.
Çocukken insanın çok fazla
tecrübesi yoktur. Bu tecrübesizlik hali yaşanan şeyin olabilecek en kötü şey
olduğunu düşündürür. Annen 15 dakikalığına komşuya gidecekse, bu senin için
dünyanın sonu olabilir. Çünkü hem 15 dakika senin için anlamlı bir zaman dilimi
değildir, hem de annenden ayrılmak ile ilgili beynin de bir veri yoktur. Bu
nedenle yoksunluk olacağı korkusuyla beyin tüm duyuları harekete geçirip
annenin gitmesini engellemek için elinden geleni yapar. Çocuk ancak bir kaç
sefer sonra buna alışır. Kimi zaman alışması daha da uzun sürebilir. Eğer
annenin evden ilk gidişinde çocuk kötü bir olay yaşadıysa beyin bunların
hepsini kayıt altına alırken annenin gidişi ile acıyı/korkuyu eşleştirir ve her
seferinde aynı sıkıntıyı yaşayacağını düşünerek krizler geçirebilir.
Buradan başlıktaki diğer konuya
dönmek istiyorum. İlk aşk, ilk öpücük neden unutulmaz. Yine çok basit, çok
bilimsel ve beyinle ilgili bir sebepten dolayı.
Beynin çalışma sistemine göre,
beyin bir şeyi sadece ilk kez yaparken bütün duyuları, duyguları ve dikkati ile
yoğunlaşarak takip ediyor. Aynı şey karşısına ikinci kez geldiğinde ise “Bunu
biliyorum, geç” şeklinde bir yaklaşımda bulunuyor. Kimi zaman başınıza
gelmiştir, bir yere ilk kez yemeğe gidersiniz ve gelen yemeğin tadı
muhteşemdir, sizi kendinizden alır. Ancak ondan sonra oraya ne zaman giderseniz
gidin ilk seferindeki tadı bir daha asla yakalayamazsınız. Sebebi restoranın
kullandığı malzemeyi veya ahçısını değiştirmiş olması değil, sizin beyninizdir
aslında. İlk seferinde tüm varlığıyla orada hazır kıta olan beyin, aynı olayı
ikinci kez yaşayacağı zaman o kadar dikkat etmez.
Bu sebeple ilk aşk çok can
acıtıcıdır genelde. Beyin hem olumlu, hem de olumsuz hislerin hepsini pür
dikkat olduğu zamanda yaşamaktadır. İlk aşk acısını atlattıktan sonra insan
büyür, olgunlaşır, tecrübe kazanır. Çünkü artık bilir ki aşk acısından ölünmez.
Aynı sebeple ilk öpücük de pek unutulmaz.
Sonuç olarak; bebekler ve
çocuklar her zaman çok ağlayacaklar, ancak böyle tecrübe kazanacaklar. Ne yazık
ki tecrübe kazandıkça o eski duyarlı halleri kaybolacak ve büyüyecekler. Bugün
dönüp arkama bakıyorum, ne kadar gereksiz şeylere, kişilere ağlamışım eskiden,
ne gereksiz insanları taşımışım aklımda... Siz siz olun beyninizin nasıl
çalıştığını iyi öğrenmeye bakın. “Ben böyleyim” dediğiniz her şeyin aslında
beyninizin size bir oyunu olduğunu unutmayın. Antidepresanlar nasıl insanları
mutlu ediyorsa aslında doğru ilaçlarla sizi bir ruh hastasına, bir dahiye, bir
sapığa, bir katile, çok dindar birine döndürebilmek de mümkün. O yüzden beyninizi iyi tanıyarak kendinize çok daha konforlu ve huzurlu bir hayat yaratabilmeniz mümkün. Eskiye çok takılıp kalmayın, yeniliklerden korkmayın ama rüzgarına da kapılıp gitmeyin.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder