Hepimiz sürekli bir değişim
içindeyiz. Kimi zaman fark ediyoruz bunu, kimi zaman ise farkında bile olmadan
değişiyoruz. Bugün dönüp geriye baktığımızda 18 yaşındaki beğenilerimizi bugün
çok da sahiplenmediğimizi görüyoruz. Ama bütün bunlara rağmen en az fark
ettiğimiz değişim kendimizdeki.
Kendimizi değiştirmeye ne kadar
az istekliysek başkalarını değiştirmeye ve şekillendirmeye de o kadar
gönüllüyüz. Eşimizin veya kız/erkek arkadaşımızın bir şeyi söyleme şeklinden
tutun, ailesine karşı davranışlarına, bir yere gittiğimiz zamanki hareketlerine
kadar her şeye müdahale etmeyi kendimizde hak görürüz. Sürekli bir şekilde eşimizi/arkadaşlarımızı
düzeltmeye çalışırız. Ancak kendimize geldiğinde ya “ben öyle demek istemedim”in
arkasına sığınırız, ya da niyetimizin iyiliğinden bahsederiz.
Çünkü beynimiz hiç bir zaman
kendisinin hatalı olduğunu kabul etmek istemez. Bununla ilgili bir araştırma
yapılmış. Amerika’da bir çok garip tarikat var biliyorsunuz. Bu tarikatların
müritleri arasında inceleme yapmışlar. Diyelim ki Güneş Tarikatı ve belli bir
tarihte (31 Aralık 2012 mesela) güneşin patlayacağını ve hepimizin öleceğini
öne sürmüş olsunlar. Bu tarikata inanan insanlar bu bilgiye dayanarak bütün mal
varlıklarını satıp, o tarihte zarar görmeyecek tek yerde toplanıyorlar. Ancak tarikatın
belirlediği tarihte hiç bir şey olmuyor. Şimdi biz şu anki mantığımızla
düşündüğümüzde bu tarikat müritlerinin tarikattan ayrılacağını ve artık
inanmayacağını bekleriz, değil mi? Ama hayır. Olan bunun tam aksidir. Müritler
daha bir şevkle sarılırlar tarikatlarına ve inançlarına. Önlerine sürülen her
türlü bahaneyi kabul etmeye hazırdırlar. Tüm diğer güçler kendilerine karşı
savaşmaktadır. Çünkü beyin bu kadar zaman boyunca bir hurafeye inanmış
olduğunu, kandırıldığını kabul etmek istemez. Aynı şeyi eşleri tarafından
aldatılan insanlarda da görürüz. Her şey ayan beyan ortadayken bile olabilecek
en saçma açıklamayı bile yutacak kıvama gelmemizin sebebi budur. Hem aldatılıp
bunu anlamamış olmayı yediremeyiz, hem de bu kadar yanlış bir seçim yapmış
olduğumuza inanmak istemeyiz.
Ben burada bir şey daha eklemek
istiyorum; bugüne kadar hep beynimizin çok akıllı olduğunu, kalbimizin bizim
önümüzde engel olduğunu düşünmüşüzdür. Ancak beyin ile ilgili yapılan tüm
araştırmalar gösteriyor ki; beyin kendi ürettiği hormonlara bağımlı, ilk
çağlardaki atalarımızdan beri taşıdığımız korkularla ve çocukluğumuzda
yaşadığımız olumsuz olayların tekrar etmesini engellemeye çalışarak kimi zaman
bizi çok daha fazla içinden çıkılmaz durumlara sokar. “O” insanla asla
olmayacağımızı bilsek bile ayrılmayı beceremememiz bundandır. Kalptir aslında
bize doğru yolu gösteren. Çünkü beynimiz o kişiyle birlikteyken salgıladığı
hormonları bir daha salgılayamayacağını düşündüğünden bir yoksunluk krizine
gireceğini düşünerek bu acıyı çekmesini engellemek için elinden gelen her şeyi
yaparken aslında bu arada çok daha fazla acıya sebep olduğunun farkında
değildir. Bu yüzden asla unutmayın ki beyin ile ilgili söylenmiş en güzel söz “Beyin
çok iyi bir köle, çok kötü bir efendidir.” lafıdır.
Bu nedenle her türlü değişim
karşısında aslında direnenin de beynimiz olduğunu unutmamalıyız. Hatta #direnmebeyin
bile diyebiliriz.
Etrafımızdaki insanların
değişmesini çok kolay görürken bu yüzden kendi halimizden ya memnun bir tablo
çizeriz, ya da “ben böyleyim, beni böyle kabul etsin” deriz. Benim size
değişimle ilgili önerilerim;
- Davranışlarınıza dışardan bir bakmayı deneyin. Bunu başarmak zor geliyorsa çok yakın arkadaşlarınızdan ve ailenizden yardım alabilirsiniz.Arkadaşlarınızın/Sevgilinizin/Eşinizin uyarılarını kulak ardı etmeyin.
- Hoşlanmadığınız ve değiştirmek istediğiniz davranışları listeleyin.
- Olumsuz davranışlarınızın arkasında yatan korkularınızı bulmaya çalışın.
- Gerçekten değişebileceğinize beyninizi inandırın.
- Sabretmeyi öğrenin. Ve unutmayın sabretmek sadece beklemek değildir, beklerken nasıl davrandığınızdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder