Aldatılmanın en kötü yanı “aptal
yerine konmak”tır, bunda hepimiz hemfikirizdir sanırım. Bir gecelik mevzular
çok daha kolay atlatılabilir, çünkü açıklaması da daha kolaydır. Şehirdışı,
akşam yemeği, içki gibi değişkenleri bir araya getirirseniz ve gelip kendiniz
itiraf ederseniz büyük bir ihtimalle affedilirsiniz. Ama uzun süreli bir ilişki
söz konusuysa ve de itiraf etmek yerine yakalandıysanız o ilişkinin bir daha
yoluna girmesini beklemek çok daha zor.
İnsan olarak hepimiz yüksek
egolara sahibiz ne yazık ki... Haliyle en aptalımız bile zeki olduğumuzu
sanıyoruz. Dolayısıyla bu uzun süren ilişkiye dair hele bir de en ufak bir
şüphe duymadıysak çok daha ağır bir darbe alıyor egomuz.
Bu noktada kadınlar olarak
genelde en kolayını seçiyoruz, yani diğer kadını suçlamayı. Ancak şunu
unutmamak lazım; size sadakat sözü veren tanımadığınız o kadın değil. Aslında
hala seçtiğimiz kişi hakkında yanılmadığımızı kabul etmemek için “o kadın”ı
suçlamayı seçiyoruz. Biz aslında doğru insanla birlikteyiz, ama o orospu gelip
ayarttı bizim adamı. Bu durumun da olduğu oluyor tabii ki ama hiiiiçç
tanımadığınız bir insana suçu atacağınıza bir düşünün kendi eksiğiniz, eşinizin
eksiği ve ilişkinizde eksik olan neydi de bu kadın dahil olabildi konuya.
Okuduğum yorumlarda ikinci
dikkatimi çeken şey “Ben ona hayatımı adadım.” cümlesiydi. Bu sanırım
kadınların yaptığı en büyük hata. Eş olduğunu unutup anne rolüne bürünmek...
Adam da haliyle annesi gibi davranan bir kadınla eş hayatı yaşayamıyor. Bizim
Türk erkekleri zaten eşlerini yatılacak kadın olarak görmekte zorlanırken, bir
de kadın kocasının da annesi rolüne bürününce o ilişkiden pek hayır gelmiyor
ondan sonra. Ne kocamız, ne de çocuklarımız için bunu yapmamak gerekiyor bence.
Hayatınızı kimseye adamayın. Bu hayat sizin. Ve yaşayabileceğiniz tek hayat bu.
Eşinizle ilgili de, çocuklarınızla ilgili de sorumluluklarınız var, ancak
hayatını birine adamak karşınızdakini ne kadar zor durumlara sokuyor farkında
mısınız? Annem beni 36 yaşında doğurmuş ve tek çocuğum ben. Haliyle annemin
bana ne kadar düşkün olabileceğini tahmin edersiniz sanırım. 40 yaşındayım hala
üzerime titrer. Ama onu kırmadan, hayatıma çok fazla müdahele edemeyeceğini
kabul ettirdim ona. Sizler de yapmayın bunu. Bir başkası için kendinizi
unutmayın, gereksiz fedakarlıklar yapmayın. Sizin de kendinize ait bir
hayatınızın olması tüm ailenin çok daha sağlıklı bir şekilde bir arada
kalmasını sağlayacaktır.
Ve bu hayatını adayan kadın, bir
kaç satır aşağıda eşinin ölmesini tercih edeceğini yazmış. Ne düşüneceğimi bile
şaşırdım. Çünkü bu duyguları aldatıldıktan hemen sonra hissetmek normal de,
aradan seneler geçmesine rağmen hala aynı şekilde hissediyorsa bir insan, çok
büyük sorun var demektir bu. Hem adama hayatını ada, hem de ölmesini iste. Hata
kendinde ama göremiyor ki. Kendi hayatını yaşamamış bir insan başkasının
hayatından da bu kadar kolay vazgeçebiliyor işte.
Ağırlıklı karşılaşılan bir konu
da bir kere aldatanın aldatmaya devam edip etmeyeceği. “Yerlerde süründü ama
affetmedim. Affedersem tekrar yapardı.” diyen ve bunu gurur meselesi olarak
gören o kadar çok kadın var ki... Halbuki bunun bilimsel bir cevabı olabilmesi
imkansız. Birincisi bu karşınızdaki adama göre değişir. Kiminin hayat tarzı
olmuştur aldatmak, kimisi de gerçekten yapmıştır bir hata. Öncelikle bunu
çözmek lazım. Bundan sonraki kısım ise aldatılmış olmaya katlanabilecek misiniz
katlanamayacak mısınız ona karar vermelisiniz. Ve tabii bu ilişki kurtarılmaya
değecek bir ilişki mi oturup geçen yılların analizini yapmak lazım.
En uç noktada gelen yorum ise bir
daha aldatılacak diye evlenmek bile istemeyen, hayatına kimseyi sokmayan bir
kadındı. Böyle insanlar etrafımızda da var. Evine kedi, köpek de almak istemez
bunlar. “Çok seviyorum ama öldüklerinde çok üzülüyorum, onun için almıyorum.” diyen
tiplerdir genelde. Hayatlarında hiç bir acı istemezler, en ufak bir risk
almazlar. Belki 1-2 ay üzüleceği için 15 senelik keyfi, mutluluğu, bir ömür
boyu kalbinde taşıyacağı anıları ellerinin tersi ile iterler.
Anneni, babanı da sevme o zaman,
çünkü çok büyük bir ihtimalle (Allah sıralı ölüm nasip etsin inşallah) senden
önce göçecekler bu dünyadan. Çocuk da yapma o zaman, kaderin ne yazdığı belli
olmaz ama en azından o her hasta olduğunda senin canından can kopacak. Arkadaş
edinme, bir kaç tanesi hariç hepsi gelecek, geçecek. Hayattan korkarak, yaşarmış
gibi yaparak hayatına devam etmeye çalış... Yaşamak diyebilirsen tabii buna. Karanlığı
görmeden aydınlığın, azı görmeden çoğun, acıyı tatmadan mutluluğun anlamını
nasıl bileceksin ki? Yaşıyorsun mu sanıyorsun???
Üzüleceğim diye korkarak geçer mi
hayat?
Her nedense hep şartlı sevilmelere,
sevmelere alışmışız. Aileler çocuklarını başarılı, dürüst, namuslu olduklarında
sever. O çocukların da sevgileri büyüdüklerinde hep bazı kriterlere bağlı olur.
İyi bir işi varsa sever, mali durumu iyiyse sever, yakışıklı/güzelse sever,
kendisini üzmeyecek ise sever.
Hiç denediniz mi bir koşula bağlı
kalmadan sevmeyi? Sizi üzse de, görmek istemese de, sizinle olmasa da
sevmeyi...
Gerçi şimdiki sevgiler ile eski
sevgiler arasındaki uçurum o kadar derin ki dinlediğimiz şarkılarda bile
anlıyoruz bunu. Bir şarkı dinlemiştim çok eskiden, sözleri çok net aklımda
değil ama genel hatları ile sevdiği kadının elbisesinin kumaşındaki gülün
dikeni tenine değer de acıtır diye korkarmış... Ya şimdi? “Allah senin belanı
versin, Allah seni kahretsin, Bana gelen sana gelsin (İsmail YK)” gibi anlamlı
ve giderli şarkı sözleri moda. Gerçi biz “Ya benimsin, ya kara toprağın” diyen
bir kültürün çocuklarıyız. Nasıl bir sevgiyse bu sevdiğinin mutluluğunu istemek
yerine ölmesini tercih edebiliyor. O kadar seviyorsan sen öl, daha kolay değil
mi?
Benim annem ergenlik buhranlarım
zamanında bana demişti ki “Kızım, sen hırsız da olsan, orospu da olsan, katil
de olsan... Sen benim çocuğumsun. Seni atamam, satamam, sevmekten vazgeçemem.”
Bu insana öyle büyük bir güç veriyor ki... Ne yaparsan yap annenin arkanda
olduğunu bilmek. Belki de böyle sevilmeyi öğrendiğim için ben de aynı şekilde
sevebildim kocamı, hatalarıyla, doğrularıyla... Değiştirmeye çalışmadan,
elimden geldiği kadar yol göstererek.
Ertuğrul Özkök bir yazı yazmış
bugün, Ahmet Arif’in Leyla Erbil’e aşkından bahsetmiş. Çok seven ama sevdiği
kadın başkasıyla evlenen bir adamın aşkından bahsediyor. Cesaretiniz var mı
böyle sevmeye? (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24789632.asp)
Bırakın korkmayı. Size karşılık
verdiği için değil, sizi çok sevdiği için değil, başka sebeplerden değil,
sadece sevdiğiniz için sevmeyi deneyin bir.







